Toskana & Bocelli Konseri

Dolce Vita: Toskana

Toskana… 

Bazen Bir Yol, Gideceğiniz Yerden Daha Güzeldir

 

Bazı seyahatler vardır; planlarsınız, beklentiniz yüksektir ama döndüğünüzde birkaç güzel fotoğraf dışında pek bir şey kalmaz.

Bir de Toskana vardır...

Orada asıl güzellik, bir müzeye girmek ya da bir meydanı görmek değil; direksiyonun başına geçip hiçbir yere yetişme telaşı olmadan yollara düşmektir.

Bu seyahat benim için sadece güzel bir gezi değildi. Aynı zamanda eşimle baş başa geçirdiğimiz, yıllar sonra dönüp baktığımızda yüzümüzde tebessüm oluşturacak en romantik yolculuklarımızdan biriydi. Hayatın koşuşturması içinde bazen en büyük lüks, sevdiğiniz insanla hiçbir şeyi acele etmeden paylaşabilmekmiş. Toskana bize tam da bunu sundu.

Bu yolculuğun en sevimli kahramanı ise hiç şüphesiz küçük Fiat 500'ümüzdü.

Sabah kahvemizi içip yola çıkıyor, navigasyonda bir sonraki köy görünse de çoğu zaman oraya varmadan defalarca duruyorduk. Çünkü Toskana'da yolun kendisi başlı başına bir destinasyon.

Her virajdan sonra yeni bir kartpostal...

Bir tarafta kilometrelerce uzanan üzüm bağları, diğer tarafta yüzlerce yıllık selvi ağaçları... Tepelerin üzerine kurulmuş taş köyler, altın sarısı buğday tarlaları ve güneş ışığının yarattığı o inanılmaz renkler...

Sanki bir film setinin içinde değil, dünyanın en güzel yağlı boya tablosunun içinde araba kullanıyorsunuz.

Val d'Orcia yollarında ilerlerken defalarca aynı cümleyi kurduk:

"Bu kadar güzel olması normal değil..."

Siena… Zamanın Durduğu Şehir

Toskana'nın birbirinden güzel kasabaları arasında Siena'nın bende bıraktığı his bambaşkaydı.

Daracık taş sokaklarında yürürken insan kendini sekiz yüz yıl öncesinde hissediyor. Şehrin meşhur Piazza del Campo'suna çıktığınız anda neden dünyanın en güzel meydanlarından biri olarak kabul edildiğini anlıyorsunuz. Burada kimse acele etmiyor. İnsanlar meydanın tuğlalarına oturmuş sohbet ediyor, çocuklar koşuşturuyor, kafelerde hayat yavaşça akıp gidiyor.

Belki de Siena'nın büyüsü tam burada...

Size sürekli etrafınıza bakmayı, yavaş yürümeyi ve bulunduğunuz anın tadını çıkarmayı öğretiyor.

Andrea Bocelli'nin Köyünde unutulmaz bir akşam

Seyahatin en unutulmaz günü ise hiç kuşkusuz Andrea Bocelli konseriydi.

Konserin yapıldığı Lajatico, ilk bakışta sıradan görünen küçük bir Toskana köyü.

Ama yaz akşamı geldiğinde o küçük köy bambaşka bir atmosfere bürünüyor.

Doğanın ortasında kurulan Teatro del Silenzio...

Adı gibi, yılın büyük bölümünde sessiz kalan ama sadece birkaç gece müzikle hayat bulan büyülü bir sahne.

Arkanızda Toskana tepeleri...

Karşınızda dünyanın en büyük tenorlarından biri...

Gökyüzü yavaş yavaş kararıyor, güneş son ışıklarını bağların üzerine bırakırken Bocelli'nin sesi vadinin içinde yankılanıyor.

Hayatım boyunca birçok konser izledim ama bunun yeri çok farklıydı.

Burası sadece bir konser değil, unutulmayacak bir yaşam deneyimi.

Toskana'nın En Büyük Lüksü: Yavaşlamak

Toskana'nın en güzel tarafı belki de size sürekli yavaşlamayı öğretmesi.

Öğle yemeği iki saat sürüyor.

Kimsenin acelesi yok.

Şarap aceleyle içilmiyor.

Kahve ayakta bile içilse sohbet bitmeden kalkılmıyor.

Her restoranda aynı kaliteyi görmek şaşırtıcıydı.

Montepulciano'da manzaraya karşı uzun bir öğle yemeği...

Podere Il Casale'de taptaze pecorino peynirleri...

La Giostra'da Floransa'nın klasik mutfağı...

Osteria dell'Enoteca'da özenle hazırlanmış tabaklar...

Ve seyahatin en keyifli akşamlarından biri de Il Guscio'daydı.

Bu güzel restoranı, çok sevdiğim arkadaşım Işıtan ve değerli eşiyle paylaşmak ise o akşamı daha da özel kıldı. Lezzetli yemekler, harika Toskana şarapları ve yılların dostluğuna eşlik eden uzun sohbetler... Bazen masadaki yemeklerden çok, aynı masayı paylaştığınız insanlar kalıyor aklınızda.

İtalya'da yemek sadece karın doyurmak değil; günün en keyifli ritüeli.

Yanına gelen Brunello di Montalcino, Vino Nobile di Montepulciano ya da bir Chianti Classico ise bu ritüeli unutulmaz hale getiriyor.

Şarabın burada neden sadece bir içecek değil, kültürün önemli bir parçası olduğunu daha ilk kadehte anlıyorsunuz.

Floransa: Açık Hava Müzesi

Floransa için ne söylesem eksik kalır.

Şehir adeta Rönesans'ın yaşayan vitrini.

Duomo'nun ihtişamı...

Piazza della Signoria'nın enerjisi...

Uffizi'de Botticelli, Leonardo, Michelangelo ve Caravaggio ile aynı koridorlarda yürümek...

Ponte Vecchio'nun günün her saatindeki kalabalığı...

Her köşede karşınıza çıkan sanat...

Floransa'da yürürken insan sürekli başını kaldırıyor.

Çünkü her bina, her pencere ve her meydan size yeni bir hikâye anlatıyor.

Gün Batımını Kaçırdık Ama...

İlk gün Floransa'da gün batımını kaçırmıştık.

İçimizde küçük bir ukde kalmıştı.

Belki de bu yüzden son gün Michelangelo Meydanı'na çıkmak çok daha anlamlı oldu.

Şehir ayaklarımızın altındaydı.

Arno Nehri, Ponte Vecchio, Duomo'nun kubbesi ve kırmızı kiremitli çatılar...

Floransa bütün ihtişamıyla önümüzde uzanıyordu.

Meydandaki barda canlı müzik eşliğinde kokteyllerimizi yudumlarken güneş yavaş yavaş ufkun arkasına kayboldu.

O an eşimle birbirimize dönüp sadece gülümsedik.

Bazen uzun cümlelere ihtiyaç olmuyor. Aynı manzaraya bakıp aynı duyguyu paylaşmak, bir seyahatin insana bırakabileceği en güzel hatıra oluyor.

Müzik...

Şehrin ışıkları...

Yaz akşamının hafif serinliği...

İşte o an, bu seyahatin finalinin bundan daha güzel olamayacağını düşündüm.

Toskana'nın Sırrı

Döndükten sonra biri bana "Toskana'nın en güzel yeri neresi?" diye sorsa tek bir cevap veremem.

Çünkü Toskana'nın güzelliği belirli bir noktada değil.

Bir yolda...

Bir kadeh şarapta...

Eski bir taş evin penceresinde...

Servi ağaçlarının oluşturduğu o uzun koridorda...

Fiat 500 ile yapılan kısa bir yolculukta...

Sevdiğiniz insanla paylaştığınız sessiz bir anda...

Dostlarla kurulan uzun bir akşam sofrasında...

Ya da Bocelli'nin sesi eşliğinde güneşin battığı o unutulmaz gecede saklı.

Belki de bu yüzden insanlar Toskana'yı sadece ziyaret etmiyor.

Ona âşık oluyor.

Ve ayrılırken, mutlaka bir gün yeniden dönmenin hayalini kuruyor.

 

"Arrivederci Toscana... Bir gün mutlaka yeniden görüşeceğiz."

 

Bazı yolculuklar bavulunuza sadece hediyelikler değil; ruhunuza da yıllarca taşıyacağınız anılar koyar. 

Toskana, bizim için tam da öyle bir yolculuktu.