Sakız Adası - Chios

Alaçatı'lı dostlar ile geziden öte

Sevgili dostlar...

 

Keyifli bir bayram günü, çok sevdiğimiz Alaçatimizdan ayrılarak, ne zamandır yapmayı istediğimiz Sakiz adası seyahatimize başlamak üzere erkenden yola çıktık...

Alacatıyı terk etmek beni her zaman hüzünlendirmiştir.

Ama rüzgârsız bir gün oluşu yüreğime su serpmiş olsa da, hatırlamak amacı ile bir iki kare poz çekip Alaçatımı da yanıma alarak yola koyuldum.

Çok da güzel bir seyahat oldu ve bu kadar kısa zamanda neler oldu neler ?!...

Hangi birini anlatsam...

 

Tekne desen;

Koçun Nazenine imrenirken, yandaki süper yatı göze kestirip hedef koymak mı?

Broşürde Abromovicin yatı gibi duran Ertürkler teknesinin aslinda sanayiden çıkma çakma feribot olması mı?

Yoksa harika renklerde küçük yunan balıkçı tekneleri mi ?

Veya marinaya çekilmiş kat kat yatlara bakıp " ama bunlar da denizden çok kopuk be canim... " demeler mi ?...

 

Araba desen;

Matchbox oyuncakların günümüze uyarlanmış haline sıkış tıkış binmenin ötesinde bir de sapsarı taxi gibi dolaşmak mı ?

3 arabaya 11 kisiyi 2-4-5 seklinde paylaştırmak mı ?

Yokuşa gelince havalandırmayı kapatmayı ve küçücük adada yolu bulunca "Kardeşim Sakız da avuç içi valla..." diye böbürlenmeyi mi ?

Yoksa sanki çok yol varmış gibi toplam 2 yol olan ada da “hep ayni yoldan gidiyoruz, bu sefer öbür yolu kullanalım...” diyerek dağ bayır çıkıp yolu yarim saat uzatmayi mi ...?

 

Plaj & Deniz desen;

Sanki Yozgat'dan geliyor gibi saatlerce gidip koy aramak ve taşlar üzerinde peştamallar altından mayo giyerek denize atlamak... Sıcak denizi bulunca da içinden çıkamamak mı ?

Deniz sarhoşu olup, "Ben atlar tekneme buraya gelir denize girerim.." Diyerek Alacati plaj parasını zula edip 600 TL benzini görmezden gelmek mi ?....

Lokantada yemek öncesi de denize girerim, yemek sonrası da deyip her ortamı değerlendirmek; ve duşu görmeyerek tüm Yunanlılara Türklerin hep birlikte nasıl 1 litre Şaşaldan duş aldiklarini göstermek mi ?

Gerçi peştamal düşmesi ile Türkün gerçek gücünü ve iki ülke arasındaki büyüme oranın nereden geldigini ispatlama tehlikesini yasamış olsak da, kibarlık bizde kalsın diye peştamala sahip çıkmak mı?..

 

Yemek desen;

“Ahtapotu yapamiyorlar çok sert, cacığı fazla sarımsaklı, kızartmanın yoğurdu nerde? Patlıcan olmamış”… gibi yorumları, hesap gelince “Burası cennet walla…” demeler mi?

Papalina’ların soyunu tüketme pahasına yiyip, salatanın yanında gelen peyniri porsiyon zannedip, bizim peynir nerede diye ortaya atılma mı ?...

Bir de orantısız sipariş verip bir kiloluk en büyük Istakozun dibine vurarak, ödemede hakkaniyet adına grubu ikiye bölmek ama hesap gelince de “Yahu Yunanistan da dedikleri kadar ucuz değilmiş canım !...” diye serzenişte bulunmak mı ?...

 

Otel desen;

Hiç ilgilenmeden, mailleri bile doğru dürüst okumadan elini kolunu sallaya sallaya gelip, sonra Oteli görünce yaşadığımız şok karşısında Turgut’u sevgi ile anmak mı ?...

Kokulu oda mı ? Yoksa rezil oda mı ? diye odalar arası en kötüsü hangisi diye seçim yaparken, fantezinin son noktası olan plastik leğen’in bile  değerini bilmeden eleştirmek mi ?...

Ama bütün gece uzo’ları götürüp, yarı sarhoş yolu zor bulup, otelde misler gibi deliksiz uyuyunca ve sabah deniz banyosunu büyük bir keyifle yapınca, “İşte otelin kralı… Yerim Mesta’daki tarihi lüks oteli…” diye keyif çatıp, odanın önündeki ay çiçeklerine ve oturma grubuna başka bir gözle bakıp, sanata gelmek mi ?...

 

Rehber desen;

Alexandre namı diğer at hırsızı sakallı Serdar...

Sabah telaşından ve diğer grupları kazıklamaktan zaman bulamadığı için, gözaltından başlayan sakalı ile bize merhaba diyen ve adanın en kötü oteli ile en küçük arabalarını en pahalıya satmayı başaran ve bununla da kalmayıp, iki gün boyunca “Serdar Bey bu güzel olmadı ama !... Ya değiştirin, ya da indirim yapın lütfen, siz bunu yapabilirsiniz…” tacizlerimizi kulak arkası ederek bizleri yolcu eden ama son gün “Bakkal Vassilis nerede acaba Serdar Bey ?” sorumuza ise, “Çarşıda” cevabı veren muhterem şahsiyet mi …

 

Fotoğraf desen;

Sürekli asker nizamında yan yana ama çiftler karışmadan poz vermek mi ?

Yaşamaya çalışanlar şehrinden kaçarken, yardım isteyen yaşlılara sadece gülümseyerek, “Son anı” şeklinde fotoğraflarını çekmek mi?

Alaçatı yakınındaki köyler de uygulama sanki çok farklıymış gibi “Aaaaa bakın domates kurutuyorlar…” deyip, gördüğümüz her balkondaki domateslerin fotoğrafını çekmek mi ?

Ya da her Türk gibi yurt dışına çıkınca kendini azınlık hissedip, elindekinin değerini bilerek, karısına sarılıp öpüp anı ölümsüzleştirmek mi ?

Ne de olsa Yaz aşkı bir başka oluyor…

 

Taş desen;

Her plaj taş olmasına rağmen, “Hayır biz siyah taşlıyı arıyoruz…” diye tutturmak mı ?

“Bu taşlar volkanik çok faydalı, tüm çakraları açar” gazı ile Hint fakirleri gibi yerlere sere serpe uzanıp, ele geçen her taşı orasına burasına koymaya çalışmak mı?

Göbekte taş zor durduğunda o çakrayı pas geçip, eline geçen her taşı koyarak neredeyse ezilme tehlikesi yaşamak mı ?

Bu arada taş koyarken başkasının taşı daha düzgün deyip kıskanıp, taş içerisinde taş bulamamak mı ?...

En iyisi de “Bana pürüzsüz, yuvarlak ve en güzel taşları topla…” diyen eş için ayaklar yamula ve acıya acıya taş beğendirmeye çalışmak ve onları yol boyunca taşımak mı ?

Ama tabii ki, tüm grup erkeklerin ortak kararı en güzel “Taş” ların eşlerimiz olduğu mu ? (Köyde gördüğümüz bayanlardan etkilenmeden verilmiş bir karardır)

 

Sakiz desen;

“Sakızlı olmazsa, benzin bile almam…” edası ile her türlü sakızı tüketmeye kararlı grubumuzla; tozundan, paketine, sabunundan, göz kremine, diş macunundan çikletine kadar her türlü sakızlı ürünü almaya ant içmek mi ?

Adanın medarı iftiharı sakız için yaptıkları en güzel dükkanında; hoş bir dekor ile sabun sunumu için yapılmış lavaboya umumi tuvalet muamelesi yapıp, sıra ile el yıkayıp, bir de utanmadan ağzını ve yüzünü yıkamak mı ?

Ülkemizin zirai ilaçlamadan anladığı, her ağacı yarı beline kadar beyaz kireç ile boyama kültürünün verdiği bilgi ile neden sakız ağaçlarının yarı beline kadar değil de etek gibi toprakta beyaz bir boya olduğunun yol boyunca sorgulanması mı ?

Her boyalı ağaç ta işte bu da sakız deyip adeta adanın orman korucusu gibi davranmak mı ?

“Muhakkak sakız ağaçları ile resim çektirmemiz lazım” diyerek önlerine geçip grubun genişliği sebebi ile tüm ağaçları kapatıp yine kendimizin poz vermesi mi ?

Adeta bir maden bulmuş edası ile ağaçtan dökülen sakızları alıp, yeme pahasına tüm günü yapış yapış gezmek mi ?

 

Adeta bir maden bulmuş edası ile ağaçtan dökülen sakızları alıp, yeme pahasına tüm günü yapış yapış gezmek mi ?

Her saniyesi keyifli, neşeli harika bir seyahat oldu.

Hep birlikte nicelerine mi demeli...

Daha ne demeli ?!