Meksika

Día de los Muertos

Día de los Muertos

 Yolda Olmanın, Birlikte Üretmenin ve Hayatı Onurlandırmanın Hikâyesi

 

Bazı yolculuklar vardır; gittiğiniz yerden çok, kimlerle gittiğinizle hatırlanır.
Meksika’da Día de los Muertos’u yaşadığım bu seyahat de benim için tam olarak böyleydi. Galatasaray’dan can dostlarım Niko ve Pala’nın yanı sıra Muammer hoca ve Fotoğraf gezginlerinden eski dostlar ile birlikte kazanılan yeni dostlar ile çok keyifli bir gezi oldu. Her ne kadar seyahatin başında 15 saatlik uçuşun tatsız sonucu olarak Nurdan’ın yaşadığı sağlık problemi hepimizi çok üzse de iyi bir tedavi görüp seyahatin yarısında bizimle yemeğe gelmesi ve o tatlı gülümsemesi ile bizlere sarılması Meksika seyahatimde yaşadığım en unutulmaz, sevindirici ve şükredici bir anı oldu.

 

Dia de los Muertos’a gelirsek; Elbette bu bayramın görsel zenginliği başlı başına büyüleyici. Renkler, ritüeller, yüz boyaları, mumlar, çiçekler…Ama bu yolculuğu gerçekten özel kılan şey, fotoğraf gezgini dostlarımla tıklım tıklım kalabalık meydanlarda, aynı ışığın peşinde yürümekti.

 

Aynı ana bakıp bambaşka kareler görmenin verdiği o tatlı coşku…
Birinin kaçırdığını diğerinin fark etmesi…
Bir sokak köşesinde durup hep birlikte “bir dakika, burada bir şey var” hissini yaşamak…

 

“Bu Best Of’a Girmez Ama İyi…”

Gün içi fotoğraf değerlendirmeleri ise başlı başına bir okul gibiydi.
Muammer Hoca’nın o meşhur cümlesi beni benden aldı :-)

“Bu best of fotolarınıza girmez ama iyi…”

 

Niko & Pala ile Aynı Kadrajda Olmak

Bu yolculuğun bir başka ayrıcalığı da Galatasaray Lisesi’nden sınıf arkadaşlarım Niko ve Pala ile birlikte olmaktı. Yılların dostluğu, aynı mizah, aynı bakış açısı…Birbirimizin fotoğrafını çekerken laf sokmalar, durmaksızın gülmeler ve aynı kadrajın içinde olmak kadar, aynı hayata bakıyor olmanın verdiği rahatlık.

Tabii ki, biz Galatasaraylılar için bu seyahatin en unutulmaz anı yer altı sularından oluşan muhteşem Cenote’de kızlar ile yüzüp, harika fotoğraflar çektirdikten sonra, internetin çok az çektiği ve sürekli donan Şampiyonlar ligi Ajax-GS maçını her golde bir mescalito içerek 3-0 kazanmamız anılarımızı taçlandırdı. Fotoğraf çekmek ve dünyayı gezmek benim için çok keyifli bir hobi de olsa, bu seyahatlere çıkmamın asıl nedeni can dostlarım ile anı toplamamdır.

 

Maya ve Azteklerin İzinde

Día de los Muertos’u anlamak için Maya ve Aztek dünyasına biraz yaklaşmak gerekiyor.
Ölüm, bu kadim uygarlıklar için bir son değil; başka bir varoluş biçimiydi.

Aztekler, ölümden sonraki yolculuğun Mictlán’a doğru sürdüğüne inanırdı.
Mayalar içinse ruh, farklı katmanlardan geçerek varlığını sürdürürdü.
Bu yüzden ölüm korkulacak değil, saygı duyulacak bir geçişti.

Ziyaret ettiğimiz Teotihuacán, Ay ve Güneş Piramitleriyle sadece mimari bir mucize değil; aynı zamanda bu kozmik bakış açısının taşa kazınmış haliydi.
Yucatán’da gördüğümüz Chichén Itzá, Uxmal ve çevresindeki kutsal alanlar; Maya astronomisinin, matematiğinin ve ritüellerinin hâlâ nefes alan tanıklarıydı.

Ve o cenote’ler…
Mayalar için sadece yüzülen yerler değil, yeraltı dünyasına açılan kutsal kapılardı.

 

Día de los Muertos - Ölümle Barışmış Bir Toplumun Bayramı

Meksika’da Día de los Muertos’u ilk kez yaşadığınızda şunu hemen fark ediyorsunuz:
Bu bir yas değil.
Bu bir anma değil.

Bu, ölümle barışmış bir toplumun hayatı onurlandırma biçimi.

Her yıl 1–2 Kasım tarihlerinde kutlanan Día de los Muertos, Aztekler’den bugüne uzanan çok katmanlı bir gelenek. Ölenler için ağlamak yerine, onların sevdikleri yemekleri yapmak, fotoğraflarını sergilemek, renkler ve müzikle onları yeniden hayata davet etmek bu günlerin özü.

Fotoğrafçı içinse bu dönem; renk, duygu ve hikâye açısından eşsiz bir zaman.

 

Bir Film Sahnesinden Gerçek Hayata: Mexico City Geçidi

İşin ilginç tarafı şu ki, bugün Mexico City’de izlediğimiz devasa Día de los Muertos geçidi aslında yüzyıllık bir gelenek değil.

2015 yılında vizyona giren James Bond – Spectre filminin açılış sahnesi, şehirde geçen hayali bir Día de los Muertos geçidini anlatıyordu. Film o kadar etkileyici bulundu ki, Meksika Kültür Bakanlığı bu sahneyi gerçek hayata taşımaya karar verdi.

Bugün ortaya çıkan şey; dev kuklalar, iskelet figürleri, dansçılar ve yüzlerce performansçıdan oluşan, dünyanın en fotojenik şehir geçitlerinden biri. Geleneksel ruhla modern yorumun buluştuğu, fotoğrafçı için “kontrollü kaos ”un en güzel hali.

Tabii saatler evvelinden gidip, otobüs durağında tabure üzerinde beklemek çok yorucu olduysa da, bu özel günü ve geçidi doğru yerden görüp fotoğraflamak bizler için güzel bir “Life time experience” oldu.

 

Ofrenda’lar... Día de los Muertos'un Kalbi

Evlerde, meydanlarda ve mezarlıklarda kurulan ofrenda’lar (sunaklar), Día de los Muertos’un kalbi. Bir ofrenda’da genellikle şunlar bulunuyor.

Ölen kişinin fotoğrafı

Cempasúchil (turuncu kadife çiçeği – güneşi andırdığından ruhlara yol gösterdiğine inanılır)

Mumlar (ışık)

Tütsüler (arınma)

Ve mutlaka… yemek ve hatta kişinin sevdiği içki Mescal veya Tequila

İnanca göre bu günlerde ölüler dünyaya geri döner ve sevdikleriyle birlikte olur.
Ama sadece hatıralarıyla.

 

Bir Fotoğrafçının Gözünden

Bu dönemde Meksika’da fotoğraf çekmek sadece estetik bir arayış değil; aynı zamanda saygı gerektiren bir deneyim.

İnsanlar kameraya poz verirken bile hikâyelerini anlatmak ister gibi

Yüz boyaları bir kostüm değil, adeta göstermek istedikleri bir kimlik

Mezarlıklar hüzünlü değil; mumlar, müzik ve kahkahalarla bir kutlama yeri

Ve en önemlisi:
Burada ölüm kesinlikle karanlık değil.
Renkli, hatırlanan ve sevgiyle karşılanan bir kavram.

Çünkü insanlar gerçekten ancak unutulduklarında ölürler.
Meksika, bu bayramla unutmayı reddediyor ve dediğimiz gibi

“Hiçbir şey ölmez, her şey yaşar”

 

Son Söz

Bu yolculuk bana bir kez daha şunu hatırlattı:
Fotoğraf tek başına çekilir belki, ama birlikte ve anılarla yaşanır.

Día de los Muertos; renkleriyle, ritüelleriyle ve felsefesiyle zaten güçlüydü.
Ama kardeşlik, dostluk, kahkaha, paylaşım ve biraz da Mescalito eklenince, bu seyahat bir gezi olmaktan çıkıp hayat boyu hatırlanacak bir hikâyeye dönüştü.

 

Ve fotoğraf makinesiyle değil, kalple bakıldığında;
geriye sadece kareler değil, zamana direnen keyifli anlar kalıyor.