Cambodia - Laos - Vietnam

İki Kişilik Bir Uzak Doğu Hikâyesi

 

İki Kişilik Bir Uzak Doğu Hikâyesi

Kamboçya – Laos – Vietnam

 

Bazı yolculuklar vardır…
Sadece yeni yerler görmezsiniz.
Birlikte olmanın ne demek olduğunu yeniden hatırlarsınız.

Bu da onlardan biriydi.

 

Siem Reap – Zamanın ve Doğanın Dansı

Yolculuğumuz Kamboçya’nın Siem Reap şehrinde başladı.
İlk durağımız ise Güneydoğu Asya’nın en büyük tatlı su göllerinden biri olan Tonlé Sap Lake.

Yüzen köyleri ziyaret ederken…
zorlu yaşam koşulları ile suyun içinde kahkahalarla yüzen çocukları aynı karede görmek,
insanın içini tuhaf bir duygu ile dolduruyor.
Biraz şaşkınlık, biraz hayranlık… biraz da sorgulama.

Akşamüstü gün batımını izleyip otelimize döndük:
Jaya House River Park.

Palmiyeler arasında saklı, iki havuzlu bu otel…
soğuk havlu karşılamaları ve çıkışta ayaklarımıza kadar eğilip sıktıkları sinek kovucularla
küçük detayların ne kadar büyük fark yarattığını bir kez daha hatırlattı.

 

Angkor – Taşların İçinde Saklı Hikâyeler

Siem Reap’in kalbi: tapınaklar.

Ta Prohm – doğanın geri aldığı tapınak.
Ağaç kökleri taşları sarıyor… zaman sessizce kazanıyor.

Angkor Wat – dünyanın en büyük dini yapısı.
Sabah 05:00’te kalktık, gün doğumunu yakalayacağız diye…

Güneş doğmadı !

Ama o sessizlikte orada olmak…
belki de gün doğumundan daha kıymetliydi.

Angkor Thom (Bayon)’da ise dev yüzler…
Bir taraf gülüyor, diğer taraf öfkeli. Melekler ve ibisler
İnsanlık tarihi gibi.

Son gün Banteay Srei (Kadınlar Tapınağı).
Pembe taş üzerine işlenmiş inanılmaz detaylar…
taş değil, adeta nakış.

Bu arada…
Benim her tapınakta düğün fotoğrafı çeken çiftlerin peşinde koşmam sonucu,
Zeynep’ten resmi ünvanımı da aldım:

“Düğün fotoğrafçısı” 😄

 

Küçük Hayal Kırıklıkları, Büyük Anılar

Bir akşam…
45 dakika tuk tuk ile gittiğimiz “çok ünlü” restorana vardık.

Ve içeride… sadece biz vardık.

Neyse ki tuk tuk şoförümüz durumu kurtardı ve bizi keyifli güzel bir restorana götürdü.

Bir diğer unutulmaz an ise:
rehberimiz, ChatGPT’den bilgi aldığımızı fark edince…

Sorularımıza:
“Ask to your guide” diye cevap vermeye başlamasıydı 😄

 

Luang Prabang – Sadelik ve Zarafet

Laos’a gece vardık.

Şoföre “İngilizce biliyor musun?” diye sorduk.
Cevap: “No.” Net. Kısa. Açıklayıcı.

Karanlık bir sokakta durduk.
Bize küçük bir kapı gösterdi ve Oteliniz burası dedi !

Zeynep’in endişe ile sorduğu meşhur soru :
“Reha… bu otelin yıldızı var değil mi?”

Meğer arka kapıymış.

İçeri girince…Kolonyal mimarinin incisi Satri House.

Nilüferli havuzlu, her köşesi sanat eserleri ile dolu muhteşem bir otel… ve bir anda değişen ruh hali.

 

Sabahın Sessizliği ve Şelaleler

Luang Prabang’da gün 05:30’da başlıyor.
Keşişlere sunulan yemek ritüeli…

Sadelik ve saygının en saf hali ama günümüzde maalesef her şeyde olduğu gibi biraz ticarileştirilmiş.

Sonrasında şelaleler.

Kahvaltıyı “breakfast box” olarak alıp sabah 06:00’da şelaleye gittik.
Kimse yok. Sadece biz ve doğa.

Hiç unutmayacağım en güzel, en özel Kahvaltı.

Sonrasında manzara terasına ulaşmak için 547 merdiven çıkıp şelalenin zirvesine ulaştık.
Peki Manzara?

Sis 😄

Ama yolun kendisi zaten yeterince güzeldi.

Dönüşü Zipline ile inelim önerim… Maalesef Zeynep tarafından yaş kriterine takıldı 😄

 

Özel Anların Altını Çizmek

Akşam Rosewood Hotel - Luang Prabang

Önce barda çok lezzetli passion fruit kokteyl…
Sonra şelalenin önünde, sadece bize ayrılmış özel “Butler” hizmetli masa.

Bu an… hafızaya kazındı.

 

Ertesi gün dönüş transferi ise tam bir "Pastanın çileği"

Antika Rolls-Royce ile havaalanı transferi.

Her ne kadar 35 derece havada A/C olmasa da büyük keyifti  🙂

 

Hanoi – Kaosun İçinde Hayat

Vietnam’da ilk durak Hanoi

Old Town…

Motorlar üzerinize geliyor,
yerde yemek pişirenler,
kalabalık, gürültü, pislik…

Zeynep için ciddi bir ilk şok 🙂

Ama sonra…

Göl kenarı yürüyüşleri, tuk tuk gezileri,
“zamanı hatırlatan” çok özel alışverişler
ve Ninh Binh’deki kayık turu…

Hanoi gönlümüzü aldı.

Ve seyahatin en iyi yemeğini de burada yedik.
"Coconut dondurma"  açık ara şampiyon.

 

Halong Bay – Kartpostalın İçinde Yaşamak

Halong Bay… 1969 adadan (Kaya mı demeliyim 🙂) oluşan büyüleyici bir doğa harikası.

La Regina teknesinde süzülmek,
kano yapmak,
denize girmek,
güvertede gün batırmak…

Romantizmin zirvesi.

Ayrıca sabah 06:00 da kalkıp
Gün doğumunda Tai Chi.

Hayat benim için biraz yavaşlıyor mu ne ? 🙂

 

Mucize Transfer

Halong Bay’den çıkış…

Navigasyon varış saatimizi uçağın kalkış saatinden sonraya veriyor !
“Uçağı kaçırıyoruz.”

Şoför “Merak etmeyin.”

Yolda acil araç değiştir, kestirmeden git, hızlan…

Ve Uçağa 20 dakika kala vardık ve bizi uçağa aldılar.

Gerçek bir mucizeydi.

 

Hoi An – Renklerin Şehri

Fenerlerle süslü Hoi An…

Renkli sokaklar,
Japon köprüsü selfisi, bol bol souvenir T-Shirt alımı, nehir kenarında bir barda harika live jazz dinletisi, sıcağa çözüm koşarak yelpaze alımı ve son anda yetişilen Bamboo Circus show.

Ertesi gün:

Coconut ağaçları arasında basket tekne turu.
Çılgın kürekçi kadın…

Hem eğlendirdi, hem şov yaptı, hem fotoğrafladı.

Otelimiz “La Siesta” da kimsenin olmadığı ve palmiyeler arasında serinlediğimiz havuz keyfi üzerine keyifli yemek ve sonrası salıncak kanepelerde kahve keyfi.

 

Hue – Gizemli İmparatorluk

Sabah 05:30 çıkış…
Tüm gün tur…

Sıcaktı, yorucuydu, ama Hue tek kelime ile bizi büyüledi.

İmparator mezarları (Tomb’lar)…
30 yıl süren sanatsal mabetler, inanılmaz porselen detaylar.

Ve rehberimizin bize anlattığı küçük ama çok özel bilgiler.

Çok renkli duvarların aksine tavan süslemelerinin gri olması…
Boya değil, kül.

Sebep?
Örümcek gelmesin diye.

İmparator tahtının neden 3 kademe üzerinde yer alması ?
İmparatorun Cennet – Dünya – İnsanlık  katmanlarının üzerinde olması sebebi ile.

Mezarların yeri ise tam bir sır.
Altın ve mücevherlerle gömülen kralların mezar yerleri bilinmiyor.

Sonrasında:

Parfüm Nehri’nde tekne,
Citadel – surlarla çevrili saray kompleksi.

Koridorları, seri kapıları, göletleri, köprülü bahçeleri, heykelleri ile

Her köşesi fotoğraf.

Her detayı sanat.

 

Hue’de Küçük Bir Pişmanlık

Otelimiz…Ancient Hue Garden Houses
Odamız adeta otantik Vietnam evi gibi.

Restoranı da çok özel, odamızın önünde oturma alanımız da…

Havuz, ambiyans, yemekler…Hepsi çok özel, çok farklı ve çok güzel.

Tek sorun:

Sadece 1 gece kalmamız.

Seyahat programlamamdaki tek pişmanlığım !

 

Ho Chi Minh – Modern ve Duygusal

Son durak Ho Chi Minh (Saigon)

Geniş bulvarlar, parklar…
modern bir şehir.

İlk akşam:
Opera House’da Bamboo Circus – O A Show

Muhteşem bir başlangıç.

 

Savaşın İzleri - War Museum

Gezmesi zor.

Okuması zor.

İçiniz daralıyor.

Geçmişte yaşananların,
bugün hâlâ başka coğrafyalarda devam ettiğini düşünmek…

Güçlünün yaptığının yanına kar kaldığını görmek, dünyanın bu vahşete karşı sessizliği..

İnsanı sarsıyor, kahrediyor ve isyan ettiriyor !

 

Kahve Molası ve Hayata Dönüş

Sonra…

Çok eski bir sokak kahvesinde klasik sunumu ile Vietnam kahvesi.

Biraz nefes almak, biraz kendimize gelmek

 

Sanat ve Küçük Eleştiriler

Sanat müzesi…

Harika bina, güzel eserler…

Ama bakımsız.

Zeynep’in çözümü net:
“Burası Ömer Koç’a devredilmeli.” 😄

 

Alışveriş Finali

Artık yeterince kültür…

Sıra alışverişte.

İlk durak:
Uniqlo - Tüm aile için kutsal alan 😄

Zeynep:
“Ben daha 2. kata bile çıkamadım!”

Sonuç:

valiz yetmedi

yeni valiz alındı

sonra daha büyük valiz alındı

sonra kıskançlık başladı 😄

 

Final 

2 Michelin yıldızlı restoran,
şık bir akşam yemeği,
Mai House Saigon’da havuz ve spa keyfi…

Ve 17 günün ardından dönüşe hazırlık…

 

Bu seyahat…

Tapınaklar değildi sadece.
Şelaleler de değil.
Şehirler hiç değil.

Biraz kaos, biraz mucize…
biraz kahkaha, biraz romantizm…

Ama en çok da:

Birlikte olmanın güzelliğiydi.