“ Last paradise on earth ”

Dünyadaki son cennet !…

Bali’de havaalanından indiğinizde sizi bu yazı karşılıyor.

Evet biraz fazla iddialı ama burada geçireceğiniz günlerde zaman zaman kendinizi gerçekten cennette hissettiğiniz de olmuyor değil !…

Uzak doğu da bir çok ülke adalar topluluğu olduğu için bizlerde ufak ülkeler gibi bir algı oluşuyor. Aslında ciddi büyük ve kalabalık ülkeler. Endonezya da sıra adalardan oluşan bir ülke. Ama kaç ada ? Sıkı durun…Tam tamına 17,508 adadan oluşan ve 264 Milyon nüfusu ile dünyanın en kalabalık 4. Ülkesi! Adalar arası iç hat uçuşları da yaklaşık bir, bir buçuk saat sürüyor. Aynı zamanda dünyanın en büyük takım ada devleti. Hatta Endonezya’da 3 saat dilimi olduğunu da unutmamak lazım. 🙂

Para birimi Rupi. Uzakdoğu’da genelde çok az para bozdururdum, zira her yerde dolar geçer. Ama çok enteresan Endonezya’da sadece yerel para kullanılıyor. Hatta tur, rehber ödemelerinde dahi, dolar tercih etmeyip, bozdurun rupi ile ödeyin diyorlar. Para bozdurmak sorun değil de yine milyonlu fiyatlara alışmak biraz zaman alıyor. 🙂

Tabii ki, her yere gidebilmek için vize derdine düşen bir Türk vatandaşı olarak, Endonezya’ya vizesiz elinizi kolunuzu sallayarak girmeniz, seyahatin keyifli yanlarından biri.

Başkent JAKARTA

Endonezya’ya gitmek için Jakarta’ya uçmanız gerekiyor. THY uçuşu ile akşamüstü vardığınızdan, bir gece kalmak mecburi. Mecburi diyorum zira, Jakarta gezilmesi ve gidilmesi pek de keyifli bir yer değil !… Kalabalığı, inanılmaz trafiği ve karma kaşlığı ile kesinlikle tavsiye etmeyeceğim bir şehir.

Neyse ki, artık Temmuz ayından itibaren THY’nin direk Bali uçuşu olacak ve aktarma yapmak zorunda kalınmayacak.

YOGYAKARTA

Deniz ve güneş tatilleri ülkemizde de oldukça güzel olduğundan, seyahatimizi kültürel olarak da zenginleştirmek ve Endonezya’ya gitmişken maksimum yer görüp, çeşitlendirmek istedik. Bu sebeple de, Jakarta’dan sonra ilk durağımız tarihsel zenginlikleri ile ünlü Yogyakarta oldu.

Endonezya; çeşitli dinlerin etkisinde kalmış ve bir çok inanışı büyük bir hoş görü ile kabullenen bir ülke konumunda. Başta Jakarta olmak üzere ülkenin batı kısmı Müslüman olup çok yoğun bir İslami yaşam tarzı göstermektedir. İşin en ironi yanı, dünyadaki en büyük Hindu ve Budist tapınaklarına ev sahipliği yapan Yogyakarta’da yaşayanların çoğunun Müslüman olması.

Yogyakarta da, Jakarta kadar keşmekeş ve çok keyifli bir yer olmasa da bu iki muhteşem tapınağı görmek için bir gece kalınmalı ve muhakkak gidilmeli.

Borobodur Tapınağı, Dünyanın en büyük Hindu tapınağı olup, MS 780-840 yılları arasına inşa edilmiş. İşin enteresan yanı neredeyse 1,000 sene sonra 1814 yılında Sir Thomas Stanford Raffles tarafından keşfedilmiş ve sonrasında koruma altına alınarak, bölge temizlenmiş ve tapınak bugünkü konumuna kavuşturulmuş. 328 Buda heykeli ve toplam 1982 rölyefin yer aldığı bu büyüleyici tapınak, 1982 yılından itibaren UNICEF’in koruması altında.

Bu tapınağı gezmek için Zeynep ile birlikte sabah 03:30’da kalkıyor ve 04:00 de özel rehberimiz ile gün doğumunu kaçırmamak için tapınağa hareket ediyoruz.

Yaşadığımız ilk şok, sabahın 04:00’ünde sokakların kalabalığı ve trafik !

Uzakdoğu’da hayat çok erken başlıyor ve her sabah saat 04:00’de Pazar kuruyorlar. Pazar genelde 09:00’a kadar sürüyor. İnsanlar, sabah alışverişlerini yaptıktan sonra çocuklarına kahvaltı hazırlayıp, onları okullarına yolluyorlar ve ekseriyetle de devamında 2-3 saat kadar meditasyon yapıyorlar.

Borobodur Tapınağa vardığımızda, hava henüz aydınlanmamış.

Biletlerimizle birlikte fenerlerimiz alıp, tapınağa doğru ilerliyoruz. Gece karanlığında yüksek tapınak merdivenleri küçük el fenerlerimizle tırmanmak, bize keyifli ve küçük bir macera yaşatıyor. Yukarı vardığımızda ise, gün doğumunu göreceğimiz ve tapınakla birlikte gün doğumunu fotoğraflayacağımız bir yer bulma gayreti içerisindeyiz. Kalabalığın önünüze çıkmayacağı ve muhteşem manzarayı rahatça fotoğraflayacağınız bir konuma ulaşmak gerçekten zor. Zira sabahın çok erken saatleri de olsa, etraf gün doğumunu görüntülemek isteyen yerli ve yabancı turistler ile dolu.

Karşınızda hala aktif olan yanardağı, eteklerinde tropikal ağaçlar içerisinde yaşamaya çalışan şehir ve tüm bunlara tepeden bakan Buda ile bu inanılmaz manzarayı huşu içerisinde seyretmek, gerçekten erken kalkmaya değiyor ve sizi sizden alıp tamamen başka bir boyuta taşıyor.

Tapınak gezisini, keyifli bir kahvaltı ile tamamlayıp, hala tapınağın büyüleyici etkisi üzerimde olarak, güne başlıyor ve gezimize devam ediyoruz.

İlk durağımız “Kuş Pazarı”. İnanılmaz renklerde ve çok çeşitli kuşların yer aldığı bu Pazar, aynı zamanda hayvan pazarı da. Maalesef kokudan dolayı pek uzun zaman geçirmek mümkün değil ! Ama 5-6 metre boyunda Piton yılanının bile satıldığını görmek inanılmaz !

Prambanan Tapınağı da en büyük Hindu tapınağı olarak Yogyakarta’da görülmesi gereken ikinci bir tapınak. Belki de gün ortası ve sıcakta gezdiğimiz için Prambanan tapınağı bizi Borobodur kadar etkilemese de gerçekten muhteşem ve bir o kadar da heybetli bir eser.

Yogyakarta, asıl olarak görülmesi gereken iki tapınağı ile sadece 1 gün ayrılması gereken bir şehir. Burayı da bitirince artık asıl amacımız olan Bali’ye doğru yola çıkıyoruz…

BALİ

Dünyadaki son cennet !…

Ölmeden evvel cennete gitmek olarak değerlendirmek lazım her halde 🙂

Cennet olarak ifade edebilir miyim? Bilemem ! Ama kesin bir Balayı mekanı diyebilirim.

Muhteşem gün doğumu ve gün batımı manzaraları, tropikal ağaçlar arasında gerçekten cennetten bir köşe gibi otelleri, sonsuzluk havuzları, büyüleyici tapınakları, bem beyaz kumsalları, egzotik tatları ve passion fruit kokteylleri ile size gerçekten unutulmaz tatlar ve nefes kesen anlar sunuyor, adeta kendinizi cennette hissettiriyor…

30 yıllık beraberlikten sonra, böylesine keyifli bir balayı yapmak da, çok hoş ve daha rafine olup, bam başka bir tat bırakıyormuş.

Gün doğumu, gün batımı, kumsal OK de Havuz nereden çıktı ?” diyebilirsiniz.

Ben de pek havuz seven biri değilimdir ve her daim denizi tercih ederim. Fakat Bali Otellerindeki inanılmaz manzaralı sonsuzluk havuzlarına değinmeden geçemeyeceğim.

Kimisinde, tropik yağmur ormanın içerisinde, kimisinde ise okyanusa doğru yüzüyorsunuz. Gerçekten çok büyük bir keyif ve Bali otel rezervasyonlarınızda karar vermenizde önemli bir seçenek.

Bali deyip, enin de sonunda Endonezya’nın 17508 adasından biri olarak sakın küçük görmeyin. Ciddi büyük bir ada, ve adada ulaşım, yolların darlığı ve trafiği ile ciddi meşakkatli ve uzun. Dolayısıyla tatilinizi bir kaç bölgeye ayırmalı ve ona göre tatilinizi planlamanız lazım. Tüm adayı bir hafta içerisinde görebilmek maalesef pek mümkün değil.

Bali’nin bence olmazsa olmaz merkezlerinden biri UBUD.

Bu şehir sahil kenarı olmasa da, tapınakları, canlı caddeleri, alış veriş sevenler için gerçekten çok keyifli bir yer. Şehrin biraz dışında olmakla beraber, kesinlikle otel tavsiyem “Hanging Gardens” olur https://hanginggardensofbali.com

Manzaranız, odanızın keyfi, özel havuzunuz ve sunulan hizmet ile gerçek anlamda “Life time experience”.

Bali %70 Hindu %30 Budist inanışa sahip olduğundan, her köşede bir küçük tapınak ve her dükkanın, Restoran’ın önünde tanrılara sunulan sunaklar görmek mümkün. Bereket getirmesi için konulduğunu düşündüğümüz bu sunaklar akşamüstüne doğru, caddelerde çöpler gibi dursa da, aman dikkatli olun, ne üstüne basın ne de bizim gibi yediğiniz dondurmanın çöpünü atın 🙂

Sunakların, ne kadarının tanrılara ulaştığını bilemem ama her daim etrafta serbeste dolaşan sincap ve maymunlar için çok faydalı olduğunu söyleyebilirim. 🙂

Ubud’da muhteşem bir parkın içinde yer alan maymunlar parkını muhakkak gezin derim. Uzak doğuda genellikle hırsızlıkları ve saldırganlıkları ile meşhur olan maymunlar, bu parkta çok iyi beslendiklerinden sizi hiç rahatsız etmeden kendi keyiflerine bakıyorlar.

Parkın doğası ve 25-30m ‘ye varan tropik ağaçları kesinlikle görülmeye değer.

Ubud’da gün doğumunda deniz kenarında balıkçı fotoğraflamak için yine bir sabah Zeynep ile birlikte sabah 04:00’de kalkıyoruz.

Diyeceksiniz ki, “ Kardeşim her sabah 04:00 de kalk ! Bu nasıl balayı ? 

Dedim ya, 50 yaş sonrası çok özel diye… 🙂

Ama birlikte yaşadığınız keyif ve unutulmaz manzara eşliğinde çektiğiniz fotoğraflar erken kalkmaya kesinlikle değiyor…

Sabah balıkçılarından sonraki rotamız, gizli şelale….

Bali’de bir çok şelale mevcut, şelale sevenler için Tibumana şelalesi en büyük şelale olmasa da, gizliliği ve sonunda karşılaştığınız manzara ile gerçekten büyüleyici. Şelaleye ulaşmak için indiğiniz onlarca basamağı nasıl çıkacağınızı düşünüp problem etmenizi bir çırpıda unutturuyor.

Fakat etrafın kalabalığı ve genç kızların deli gibi dakikalarca instagram pozu vermelerinden dolayı, istediğiniz gibi bir poz yakalamanız maalesef pek mümkün değil.

Ama kesinlikle görmeye değer.

İnsan, o şelalenin altında ışık huzmeleri içerisinde sanki başka bir boyuta ışıklanacakmış gibi hissediyor. Eşinizin müthiş pozunu yakalamak da şelalenin başka bir bonusu 😉

Ufak bir not, dönüş için basamakları çıkarken her mola yerinde durun ve birinde keyifle Hindistan cevizi suyu, diğerinde de Endonezya lokal birası olan ve hiç de fena olmayan soğuk bir “Bintang” için. Emin olun, dönüş tırmanışı zor olmaktan çıkıp, keyif halini alacak.

Ubud’un pirinç tarlaları…

Şehrin içinde yer alan bu pirinç tarlalarının etrafı turistik café’ler ile çevrilmiş olsa da, café’leri düşünmeden fotoğrafladığınız manzara, diyebilirim ki Filipinlerde pirinç tarlalarını fotoğraflamak için 8 saat araba ile yol almış biri olarak, gerçekten emek/kazanç oranı çok yüksek ve muhteşem!… Buraya kadar gitmişken, pirinç tarlalarının uçsuz bucaksız ortamına salıncak ile dalın ve bu adrenalini yüksek keyfi muhakkak yaşayın derim.

Ubud’da beni en çok etkileyen tapınak ise kutsal suya sahip olduğu düşünülen Tirta Empul tapınağı !

Diğerlerine göre çok ufak olmakla beraber, iki havuz içerisinde yer alan 12 çeşmenin kutsal suyunda arınmak, her birinin önünde ayrı dualarda bulunmak ve bunu yaparken de tanrılara tütsüler eşliğinde çeşitli sunaklar sunmak bulunduğunuz anı inanılmaz ruhani kılıp, size bambaşka bir enerji veriyor ve sizi sizden alıp götürüyor. Fotografa konsantre olmasam, ayağı bi trans havasına girmiştim 🙂

Ubud’a kadar gelip de Ulun Danu Bratan tapınağını ziyaret etmemek olmazdı. Bu defa sevgili eşimi bir kez daha erkenden uyandırmak istemeyerek ben bir taksi tutarak sabahın 04:00’ünde yollara düştüm. Yaklaşık bir buçuk – iki saat mesafede olan Ulun Danu Bratan tapınağına vardığımda hava henüz aydınlanmamıştı ve diğer yerlerin tersine burada sadece ben vardım. Uyuyan görevliyi uyandırarak bileti alıp, tapınağa girmem ve değişik figürlerin o an için pek de spiritual olmayan görüntüleri eşliğinde sahile ulaşarak tripod’umu kurdum ve gün doğumunu beklemeye başladım. Bu seyahatte sabahları pek şansım olmadığı gibi, bu sabahta hava çok bulutluydu ve istediğim bir gün doğumu maalesef olmadı. Ama yine de çektiğim bir iki fotoğraf ve yaşadığım an çok keyifli ve benim için unutulmaz anlardan biri oldu.

Bali’de yaşam bir çok uzakdoğu ülkesi gibi, dingin, sakin, stresten uzak ve dinlendirici. Sokakların karmaşası, trafiği olsa da en ufak bir negatif enerji almıyorsunuz. Kimse sinirli değil ve kendini yaşamın akışına bırakmış, keyifli ve mutlu.

Tabii ki, en mutluları her daim hayatın tadını doya doya çıkaran çocuklar…

Ufak bir hidroelktrik barajının kanallarında çocukların oyunlarını fotograflamak ise, Bali’de fotografladığım en neşeli anlar. 🙂

Ubud, alış veriş için de çok keyifli bir yer. Hasır çantalar ve şapkaların yanı sıra, keyifli ahşap dekorasyon ürünleri, ipek bluzlar ve çok güzel ipek bayan kıyafetleri bulmak mümkün. Tabii ki Zeynep bunları çok güzel değerlendirdi ve ben de Bali’den 2 T-Shirt ile döndüm 🙂

Ubud’da muhakkak tavsiye edeceğim 2 restoran – Bridges Restaurant  www.bridgesbali.com ve Sayan House www.thesayanhouse.com

Hadi ama deniz kenarına ne zaman geleceğiz ?…“ dediğinizi duyar gibiyim.

Uluwatu ve Jimbara … İşte size deniz kenarı harika iki Bali şehri.

Birinci durağımız Uluwatu ve Suarga Padang Padang Oteli. https://www.suargapadangpadang.com/

Manzarası ile, check-in yaptığımız saat itibarı ile bize unutulmaz bir ilk intiba veren gün batımı ve çok farklı dekorasyonu ile gerçekten muhteşem bir hotel. Tamamen geri dönüşüm üzerine kurulmuş harika bir felsefesi var. Kullanılan ahşaplar bile çıkan ağaçlardan. Ne otelde ne de odanızda en ufak bir plastik ürün bulunmamakta. Hatta bu sebeple de odanızda TV bile yok ! Ama zaten balayı demedik mi? 🙂

Bali’de yaşayacağınız tek stres; otelde kalıp, keyif sürüp Bali’yi gezmeyerek o tapınakları görememek mi ? Yoksa gezip, bu şahane otellerin tadına yeterince varamamak mı ?…

Öyle ki, Ubud’da deli gibi gezip sabahın erken saatlerinde kalktıktan sonra otele adımımız atar atmaz Zeynep’in ilk lafı, “Bu otele giriyor ve bir daha çıkmıyoruz !” olmuştu. 🙂

Biz yine de çıkıp bol bol gezsek de, hatta sörfçüler plajını bulmak için jungle içinde hafif ürpertici yürüyüş sonrasında kaybolsak bile, bu keyifli otelin tadını doyasıya çıkardık. Akşamüstü odanızın terasında bambu şezlonglarınıza kurulup, elinizde Rum’unuzla dalga sörfçülerini seyretmek, gerçekten paha biçilmez bir anı.

Uluwatu’da kültürel olarak yapılacak pek bir şey yok.

Gidilebilecek tek yer, Uluwatu Tapınağı. Burası Balinese Hindu deniz tapınağı. Manzarası hoş olmakla birlikte devasa yamaçlar üzerinde ve en ucunda bulunan tapınak oldukça küçük ve uzaktan bakınca heybetli kayaların tepesinde hafif bir kelebek motifi uyandırıyor 🙂

Hele her akşam burada yapılan bir yerel dans şov var ki, tam bir turist kapanı ve akıllara zarar. 3,4 poz mecburi fotoğraf çektikten sonra o kalabalık içinden nasıl kaçtık anlatamam.

Yapacak hiç bir şey bulamazsanız gidin ama benden size tavsiye, Bali için büyük önem taşıyan gün batımını burada harcamayın. Gidin ve elinizde içkiniz Rock Bar’da günü batırın ve hayatın tadını çıkarın. https://www.ayana.com/bali/ayana-resort-and-spa/eat-and-drink/venues/rockbar

Uluwatu’dan sonraki hedefimiz Jimbara

Jimbara okyonus kıyısında bembeyaz kumsalı ile harika bir Bali şehri. Havaalanı da o kadar yakın ki, neredeyse uçaklar siz güneşlenirken üzerinizden uçuyorlar. Bali dönüşü uçak yolculuğuna çıkmadan hava alanı transferini kısa tutmak açısından güzel bir destinasyon.

Burada benbeyaz kumsalda yürüyüş yapabilir, ister kumsalda, ister otelinizin özel spa’sında masaj yaptırabilir ve kumsalda kurdurduğunuz masanızda, yalınayak ıstakonuzu yiyip, şarabınızı içebilir ve kumsal çalgıcılarına “Besame mucho” şarkısı çaldırabilirsiniz…

Güzel bir balayı şarkısı 😉

Keyifli zaman çok çabuk geçiyor. 10 günlük tatil nasıl göz açıp kapayıncaya kadar geçti anlamak mümkün değil ! Ben genelde seyahatlerimde hep değişik yerlere gitmeyi, görmediğim yerleri görmeyi tercih eden biri olsam da Bali’ye 2-3 sene içerisinde kesinlikle bir kez daha gitmeyi düşünüyorum.

Uçağın iniş saatini kontrol ederken maalesef varış saatini 05:00 olarak görüp, sadece kalktığı güne konsantre olduğumdan, varışın ertesi gün 05:00 olduğunu atladım ve bu sebeple de Galatasaray’ın şampiyonluk maçını maalesef kaçırdım. Ama gece uyumadan ve heyecandan hostesin neredeyse tüm whisky stoğunu bitirerek maçı kesile kesile de olsa seyredip, Yaprakşehir’e golü attığımızda öyle bir bağırmışım ki, tüm uyuyan uçağı uyandırdım ve Zeynep’in fırlaması ve “Delimisin ?!” demesiyle kendime geldim ve balayının bittiğini anladım… 🙂

Olsun, 22. Şampiyonluğumuz hayırlı olsun…

Teşekkürler güzelim, teşekkürler Bali, teşekkürler Galatasaray…

Mutluluk; yaşadığın hayat tarzında değil,

Hayata bakış tarzındadır… 

Tolstoy

Leave a comment