Vietnam

Kendileri küçük, yürekleri büyük insanların ülkesi…

Yıllarca süren Çin ve Fransız sömürgeliğinde kalan ve bağımsızlık savaşını 1945 yılında başlatan Vietnam, bağımsızlığına ancak Mart 1975’de kavuşmuştur.

Bizler için Amerika – Vietnam savaşı, onlar için ise Kuzey ile Güney Vietnam’ın iç savaşı. Kuzeyin Çin ve Rusya tarafından desteklenmesi, Güney’in ise Amerika tarafından desteklenmesi. Tek fark Rusya ve Çin direk savaşa girmezken, Amerika’nın bizzat içinde yer alması.

Ama günümüzde, Vietnamlılar artık geçmişi unutmak istiyor, Kuzey / Güney ayrımcılığını bırakarak hep birlikte kardeşçe ve huzur içinde yaşamak istiyorlar.  Hınç, öfke, intikam duygularından tam olarak arınmış halleri ile adeta sadece sahip oldukları 30 Yıllık barışlarının keyfini çıkarmak istiyorlar ! Kısa sürede ayağa kalkmak için gösterdikleri inanılmaz azim , kudret, inanç ve gurur insanı gerçekten derinden etkiliyor.

Vietnamlılar, kendileri küçük, yürekleri çok büyük insanlar.

Yokluk içinde, çalışan, uğraşan bu zanaatkar ve emektar insanlar, basit yaşamları içerisinde çok huzurlu gözüküyorlar ve her daim güler yüzlüler. Adeta onlar için sahip olma kavramı yok gibi veya hiç umurlarında değil.

Fakat, yoklukta yaratabildikleri soyut değerler, ve mutluluk, bizim somut bolluk dünyamızda yaratamadığımız mutluluktan ve sahiplenme hırsından çok daha güzel, etkileyici ve mutlu edici.

Sabah kalkıp, parklarda toplanarak yüzlerce kişi birlikte, müzik eşliğinde “Thai Chi” sporu yapan, renkli yelpazeleri ile dans eden naif, zarif ve kendi halinde huzurlu Vietnam Halkı.

Sahip olduğumuz materyallerin aslında hiç bir önemi ve anlamı olmadığını, hayatta bizi biz yapanın sadece kendin olabilmeyi başarmak olduğunu hissediyor insan Vietnam’da.

Fakat işin bizler için daha da enteresan yanı; kalabalık sokaklarda, inanılmaz bir trafik içerisinde ve anlaşılmaz bir Kaos ortamında bunların yaşanabiliyor olması. Halk tamamı ile sokaklarda yaşıyor diyebiliriz. Evlerin önlerinde atılmış plastik taburelerde, oturup, söyleşiyorlar, yemek yapıyorlar ve gece yatana kadar sokağı ve şehri yaşıyorlar. Siz de bu dar ve kalabalık sokaklar içinde kaybolabiliyor ve bir sokak lokantasında oturup keyif ile “Pho”nuzu yiyebiliyorsunuz.

“Pho” içinde et / tavuk / deniz mahsulü / sebze’nin olduğu tavuk suyu içerisinde, taze baharatlar , zencefil, tarçın bulunan ve biraz da acı sos ile haşlanmış pirinç makarnası (Noodle) çorbası.  Bu çorbayı chopstick’ler ile sokak ortasında bir esnaf lokantasında yemek çok farklı ve keyifli bir deneyim. Tabii ki hijyen konularına pek aldırış etmemek yemeğin lezzetini gölgelememesi açısından önemli J

Sabah gün ağarmadan kalkıp, kıyıda balıkçıları fotoğraflamaya gittiğimiz günün kahvaltısını işlek bir caddenin kenarında metal tabaklar içinde tam bir esnaf lokantasında “Pho” yiyerek yapmamız, her halde hepimizin en değişik ve beklenmedik bir kahvaltı deneyimi oldu.

Pho dışında aslında Vietnam mutfağı tam anlamıyla bir “Masterpiece” .

Uzunca zaman Fransız mutfağının etkisi altında kalan Vietnam Mutfağı, bu etkileşim ile muhteşem bir füzyon mutfağa dönüşmüş.  Egzotizmi ile bütünleşerek size her yemekte çok farklı tatlar ve unutulmaz keyifler sunmakta.

Restoran’ın spesiyalitesi olan kızarmış yengeci önerdiklerinde denemek için istemiş ve karşımızda bir tencerenin içerisinde onlarca minik yengeci görünce şok olmuştuk. Bu ufak yengeçler, soyulmadan, ayıklanmadan nasıl yeneceklerdi ? Oysa bu kızarmış yengeçler özel sosu eşliğinde çıtır çıtır olduğu gibi yeniyor ve tadına doyulmadan hemen bir porsiyon daha sipariş ediliyordu.

Seyahatimiz boyunca her yemek bir şölene dönüştü ve yediğimiz en güzel yemek hangisiydi diye sürekli değerlendirmede bulunuyor ve unutulmaz tatları sıralıyorduk. Bu etkiyi Kamboçya’da da  almıştık ama bence Vietnam mutfağı uzak doğunun tartışılmaz birincisi.

Güzel bir yemeğin üstüne tabii ki en güzel bir lezzetli bir kahve gider.

Vietnam, kahve üretimi açısından dünyanın sayılı ülkelerinden. Öyle ki 2011-20155 yılları arasında Brezilya’dan sonra en büyük 2.üretici konumunda.  Fakat Fransız sömürgeliği zamanında, toplanan tüm kahve ihracatta kullanıldığı için Vietnam’lar kahve bulamıyorlarmış. Fakat bölgede bulunan “Kopi Luwag” veya Minsk kedisi diye de adlandırılan hayvan kahve taneciklerini yediği için yerli halk, bu hayvanın dışkısını topluyor, kuruttuktan sonra kahve çekirdeklerini ayıklayarak kendilerine kahve yapıyorlarmış. Günümüzde tabii ki kahve yapımında sorun olmamasına rağmen hala bu özel Kopi Luwag kahveden bulabiliyorsunuz, fiyatı da oldukça pahalı ve hatta dünyanın en pahalı kahvesi konumunda.

Tabii ki, Vietnam’a gelmişken bu kahveyi tatmadan gitmek olmaz düşüncesi ile, bizler de denedik. Açık söylemek gerekir ise, biraz marketing başarısı olarak değerlendiriyorum. Tadı çok acı ve bence normal Vietnam kahvesi kadar da güzel bir tadı yok.

2240 km kıyı şeridi ile aslında adalar ülkesi olan Vietnam’ın tabii ki deniz mahsulleri de çok zengin. Özellikle de ülkemizde ulaşılması kolay olmayan Istakozları.

Fakat fotoğraf amaçlı gezen bizler için deniz mahsullerinin lezzetinden çok, sabah gün doğumunda uzun üçgen ağ ile gelgit sonrası avlanan balıkçıları, balıkçıların ağlarını ören kadınlarını fotoğraflamak daha büyük keyifti.

Tapınaklar da, fotoğraf çekmek için güzel mekan alternatiflerindendir.

Zamanında Komünizm, dini törpülediğinden, günümüzde dini tekrar popüler hale getirmek için ve özellikle de gençleri çekmek için bazı kolaylıklar göstermişlerdir. Mesela tapınaklara girerken ayakkabı çıkarmamak gibi. Hindistan, Kamboçya ve Myanmar’dan sonra bu nasıl bir kolaylık ve rahatlık size anlatamam.

Tapınaklarda edilen duaların kabulü için yakılan tütsüler ve pembe kağıtlarda duvara asılan dilekler tapınaklara ayrı bir görsel zenginlik katıyor.

Fakat beni en çok etkileyen yanı, Budizm inancına göre, insan ne dilerse aynısından üç tane dilekte bulunmalıymış. 1. Kendine 2. Ülkesine ve 3. Tüm Dünyaya…

Biraz da Vietnam’ın görülmesi gereken şehirlerini kısaca tanıyalım.

Ho Chi Minh – Saigon

İsmini şehirin içinden geçen Saigon nehrinden alan bu güzel şehire Fransızlar “Perle D’Orient” demişler. Günümüzde modern otelleri, gökdelenleri, alışveriş merkezleri ile Vietnam’ın en modern yüzü. Fakat tabii ki sokaklar kalabalık, trafik tam bir kaos ve caddede gerçekten nasıl çarpışmadan gittiklerini bir türlü anlayamadığınız binlerce motorsikletli.

Saigon’u her hatırladığımda, unutmayacağım hatıram “Moto Uber” çağırarak, o karmaşada gün batımını fotoğraflamak için yaptığımız çılgın motor yolculuğu olacak.

Hanoi

Kuzey vietnamın başkenti olan bu şehir, kolonyel dönemden kalma “Belle Epoqye” villaları ile tipik bir Vietnam şehri. Hanoi; daracık ve kalabalık sokakların içinden aniden geçen treni, her köşede bulunan sokak restoranları ve ayak masajcıları ile size uzak doğunun tüm karakteristiğini sunuyor.

Masaj, uzak doğu deyince olmazsa olmazlardan ! Her köşe başı bir masaj salonu bulabiliyorsunuz. Zamanınız var ise, ister full body masajı veya isterseniz hemen sokak kenarında oturarak yarım saatlik ayak masajı yaptırabilirsiniz. Şehri gerçek anlamda yaşamak yürümek gerektiğinden, arada verilen bu molalar ve yapılan “Refleksoji” ayak masajları tüm yorgunluğunuzu alıyor ve inanılmaz enerji veriyor. Yaklaşık 3-5 $ olan bu masajlar, Uzak doğunun size hediyesi.

Halong Bay

Unesco’nun dünya mirasında bulunan Halong Bay’i, lüks ve Vietnam’a özel üç katlı yelkenli tekneleri ile gezmek gerçekten bir Vietnam gezisinin olmazsa olmazı. Sakin bir denizin ortasında yükselen yüksek kayalar ve toplam 1960 kireçtaşı adacık ve bu adalarda da çok derin mağaralar. Bu adaların etrafında yüzen evlerde yaşayan yerel halk.

Halong Ejderha anlamına gelmekte. Hikayeye göre, Tanrılar bu güzel ülkeyi, kuzeyden gelebilecek istilacılardan korumak için ejderha ailesini gökyüzünden, yeryüzüne gönderir. Ejderhalar da alevler ile deniz yüzeyine mücevherler saçarlar ve saçtıkları bu mücevherler de adacıklara ve yüksek kayalıklara dönüşür. Böylelikle bu kayalar, adeta aşılması zor bir kale gibi Vietnam’ı korur.

İki günlük Halong Bay gezimizde hava; maalesef soğuk, zaman zaman yağışlı ve genelde sisli olsa da, bize bu koyun büyüsünü hissetmemize engel olamadı, hatta sis ile kattığı gizem ile muhteşem bir atmosfer yarattığını söyleyebilirim. Tek üzücü yanı güzel fotoğraf çekme şansı yakalayamamış olmamız oldu.

Hue – Emperyal Başkent.

İmparatorluk zamanın başkenti olan Hue’de gezilmesi gereken en önemli yerler imparatorluk sarayı ve yasak şehir. Çin etkisini oldukça yoğun hissettiğiniz imparatorluk sarayı muhteşem fotoğraf kareleri sunuyor.

Indochine ;

Çin ile Hindistan arasını anlatan coğrafi bir terim olmakla birlikte.

Benim için egzotik hayaller uyandıran, romantik çağı tarif eden bir ifade.

Bunun en güzel örneği de Vietnam.

Reha Keskin

Leave a comment