Jamaika

Xaymaca / Jamaica

Land of woods and water…

Jamaika adını Arawak yerlilerinden almış ve anlamı ağaçların ve suyun şehri.

Gerçekten de ada olması bakımından muhteşem kıyılara, plajlara sahip olmasının dışında adanın iç kesiminde muhteşem şelaleler ve yer altı mağaraları bulunmakta. Tüm ada ise “jungle” denilen balta girmemiş yağmur ormanları ile kaplı.  Hatta bu ormanlardan birinde hem de başkent Kingston’da ilk gün kaybolduk ve tam 4 saatte çıkabildik, seyahatimizi anlatırken daha detaylı değineceğim.

Jamaika, Karayip Denizinde yer alan ve 11,000 Km karelik ve sadece 2,8 Milyon kişinin yaşadığı bir ada. Ama bu küçük ve bize göre geri kalmış adanın nasıl olup da tam üç tane Dünya Markası çıkarıp (Bob Marley / Husain Bolt & Reggae Müzik) bizim Atatürk dışında gerçek anlamda bir Dünya markası çıkaramamış olmamız bizleri düşündürüyor ve oldukça üzüyor !

Jamaika’nın bayrak renkleri Sarı – Yeşil – Siyah.  Anlami ise ” Sun is shining, Land is green and people are strong and creative ” Çok anlamlı ve çok güzel gerçekten. Tüm yıl boyunca tropik iklime sahip Jamaika ortalama 30 derece hava sıcaklığı ile her daim güneşli ve tropik yağışlar sebebi ile de yemyeşil. İnsanların yaratıcılığını bilemem ama siyah oldukları da kesin hem de sim siyah.

Ada 1494 Yılından itibaren İspanyanın sömürgeliğinde kalmış olup, neredeyse tüm ırk Avrupa ve Amerika’ya köle ticareti için götürüldüğünden soyları neredeyse bitirilmiş.  Daha sonra 1655 yılında İngiltere’nin sömürgeciliğine geçen Jamaikaya adada çalışmaları için Gana ve Etiyopya’dan yerliler getirilmişler. Bu sebeple de Küba gibi melez hiç bulunmamakta.

Bu durum daha önce hiç hissetmediğimiz bir duyguyu da yaşamamıza neden oldu !NY – Kingston uçuşu için uçağa bindiğimizde tek beyaz bizdik !

Daha sonra tatil köylerinin yer aldığı daha turistik bir bölge olan kuzey kıyıları hariç, genelde her gittiğimiz yerde; Otel, Restoran, Pazar yerlerinde tek beyaz olma durumu ile karşılaştık ve bu konu insanı bayağı bir tedirgin ediyor, güvensizlik ve farklılık duygusu yaratıyor ! Tabii bu duruma bir sebep de, Jamaika insanlarının hiç güler yüzlü olmamaları ve turiste karşı genelde çok ters davranmalarının da payı var. Hatta öyle ki, daha ülkeye girerken gümrük görevlisi tarafından defalarca ve ısrarla “neden geldin ?” Sorusuna maruz kalıyorsunuz.

Jamaika Dünya güzellik yarışmalarında en çok kazanan 3. Ülke olmasına sakın kanmayın ! Zira bu kadınlar her halde adada gizli bir yerde özel olarak saklanıyorlar ! Çünkü tüm hafta gördüğümüz kadınlar genelde çok kilolu ve güzellik kavramından oldukça uzaktılar ! 🙁

Fakat bunun tam tersine, erkekler ise uzun boylu ve six packli yapıları ile tam bir tezat yaratmakta ! Her biri adeta bir Husein Bolt ! :-))

İnsanların güler yüzlü ve yardımsever olmamasının dışında maalesef en büyük problemlerden biri de güvenlik sorunu ! Özellikle başkent Kingston; Venezuella Caracas ve Columbia’dan sonra dünyada suç oranının en yüksek olduğu 3. Ülke !  Dolayısıyla diğer gezilerimizde yaşadığımız rahatı ve istediğimiz gibi fotoğraf çekebilme lüksünü burada maalesef yaşayamıyoruz. Bir de üstüne üstlük, yerel halkın “ruh fotoğrafa geçer” inancı sebebi ile fotoğraflarını çekmemize pek sıcak bakmaması bu durumu daha da zorlaştırıyor !  Bu sebeple, muhteşem portreler çekebilecek iken, çok az sayıda fotoğraf şansı bulduk. 🙁

Hiç güler yüzlü olmamalarına ve suç oranının bu kadar yaygın olduğu bir ülke olmasına rağmen, tokalaşmalarını “love-peace-respect and friendship” anlamına gelen karşılıklı yumrukların vuruşması seklinde yapıyor olmaları oldukça keyifli. Bir de sürekli birbirlerine OK anlamına gelen “Yaman” ve cevaben de “ Airi ” demeleri çok hoş.

Ülke genelde tek katli baraka diyebileceğimiz evlerden oluştuğundan mimari açıdan pek bir zenginlik yansıtmamakta. Fakat ışıklı reklam panoları hiç kullanılmıyor ve duvarlar rengarenk boyanarak reklam yapılıyor. Bu da çok ilkel bir güzellik sunmakta. Kiliseler dahi tek katli baraka seklinde.

Bu arada her geri kalmış ve cahil toplumlarda olduğu gibi, din burada da çok etkin ve her adım başı küçük küçük kiliseler bulunmakta. Fakat yolculuğumuz sırasında, canlı müzik ve hep birlikte şarkılar söylenerek yapılan Pazar ayinine denk gelmemiz ise ayrı bir güzellik ve bizler için hoş bir sürpriz oldu.

Bir ülkenin bayrağının yani sıra bir ulusal sembolünün olması bence çok güzel. Jamaika’nın sembolü, uzun gagası ile bu adaya özgü olan ve Dr. Bird diye adlandırılan “Humming Bird”. Bu kuş sembol olarak bir çok yerde kullanılmakta ve adada da oldukça yaygın görünmekte. Hatta uçtuğumuz Karayip Havayollarının da simgesi.

Hepsinden öte, Jamaika denince akla ilk gelen Bob Marley ve Reggae müzik… Kingston da yasadığı evi müze haline getirilen Bob Marley Jamaika için her şeyden önemli ve tüm Jamaikaların kalbinde taht kurmuş bir efsane. Yarattığı müzik ve müziği ile verdiği mesajları ile bunu fazlası ile hak ediyor. Sadece “Legend” albümü Amerika’da 14 milyon ve tüm dünyada 30 milyon satmış ve hala satmaya devam ediyor !

One love and lets get together and be alright

21 Yaşında evlenip, 35 yas gibi çok genç yaşta ölmesine rağmen tek bir eşten bu kadar kısa bir zaman zarfında 13 çocuk sahibi olmuş olması da ayrıca bir taktir konusu  ! 7 Erkek çocuğu da birer reggae sanatçısı. Büyük kızı ise Jamaika atletizm takımının kıyafetlerini dizayn eden bir dizaynır.

Bob Marley’in şu an müze olan mütevazi evi iki katli olup, alt katta şimdi altın ve platin plakların yer aldığı bir salon, kendi kayıtlarını yaptığı bir kayıt odası bulunmakta. Üst katta ise seyahat ve kayıt öncesi orkestrasının kalabileceği iki misafir odası, ufak bir mutfak ve kendi yatak odası yer almakta.

Özellikle yatak odasında yatağı ve küçük bir dolabının dışında hiç bir ilave eşya olmaması Bob Marley’in ne kadar sade yaşadığının bir göstergesi. Bunun yani sıra yanından hiç ayırmadığı marihuanası ve bahçe, veranda da bestelerini yaptığı hamak da ne kadar rahat ve keyif düşkünü olduğunun bir göstergesi !… Müthiş bir hayat sürmüş… Ustaya şapka çıkarıyoruz. Küçük mutfağında ise hep doğal otlardan oluşan karışımlar kullanarak beslenirmiş. Rehberimiz tarafından bunların çok sağlıklı olduğu, soğuk algınlığına, cinsel güce, strese, prostat kanserine çok iyi geldiği söylendi.  Ama cinsel güç karışımının da formülünü vermedi ! 🙂

Bob Marley hakkında bir ilginç bilgi de; Bob Marley’in ne sebeple olduğu hala tam olarak bilinmeyen bir nedenle kurşunlanmış olması. Kurşun sıyırıyor ve sol dirseğine “Elbow” denilen adaleye isabet edip, içerde kalıyor. Doktorlar alınması halinde kolun paralize olabileceğini söylediklerinden, Bob Marley alınmasını istemiyor ve hayatının sonuna kadar kolunda bu kurşun ile yaşıyor. İşin daha ilginç yanı vurulmasından tam iki gün sonra İngiltere’de konsere gidiyor ve muhteşem bir topluluğa harika bir konser veriyor.

All around in my hometown 

They’re trying to track me down

They say they want to bring me guilty fort he killing of a deputy…

But I say

I shot the sheriff but I swear it was self defense.

Rasta ve Rastafari Jamaica da çok yaygın ve çok önemli. Özellikle de, bu dinin ilahileri Jamaika’da reggae müziğine kaynaklık etmiş olması bakımından ve  Bob Marley’in bu dinin ciddi takipçilerinden olması, Jamaika halkını bu dine karşı daha da yakınlaştırmış gözükmekte.

Ayrıca Bob Marley’in evinin balkonunda bulan ve beş parçadan oluşan 3m * 10m dev pano Rastafarianizm’i temsil etmekte olup, Bob Marley bu devasa panoyu dünyanın neresine giderse gitsin götürüp konserlerde arka plan olarak kullanmakta ve bu panodan güç aldığı söylenmekte.

Rastafarianizm; Etiyopya’nın son imparatoru olan Haile Selassie’yi Tanrı’nın dünyadaki yansıması olarak gören dinin ve bu dine bağlı olarak ortaya çıkmış olan inanış ve düşünce biçiminin adı. Mısır kökenli Ra dinlerinin Hıristiyanlık ve Musevilik ile karışımından oluşan bir din. Musa’nın asıl yol gösterdiği kutsal kavimin Siyahlar, özellikle de Etiyopyalılar olduğunu savunuyor.

Rasta’nın renkleri siyah, kırmızı, sarı ve yeşil. Bu aynı zamanda Etiyopya bayrağının renkleri ve siyah Afrika halkını temsil ediyor. Her bir rengin kendi anlamı var ve bunlar Rastafaryanlar için çok önemli. Sarı altın, mücevher ve hazineler anlamında. Yeşil insanların, üzerinde yürüdüğü dünya. Kırmızı ise siyah halkın dökülen kanı !

Rastalar, Alkol kullanımını genellikle zararlı olarak görseler de, marijuana kullanımını faydalı bitki olarak sigara şeklinde içiyorlar. Öyle ki, neredeyse 7/24!… Neredeyse ayık adam yok ve yolda yürürken dahi sürekli marihuana satışı tacizinde kalıyorsunuz ve tüm sokaklar marihuana kokuyor.   Fakat Restoran ve Barlarda sigara dahi içmek yasak olduğundan alsanız bile nerede içeceksiniz ? Sokaklar zaten tehlikeli ve Jamaika polisinin bu konuda hiç müsemması yokmuş !

Jamaika’nın normal evlerini gördükten sonra hapishanelerini düşünemiyor insan !… Bu sebeple de pek denemedik diyebiliriz. Tabii burada anahtar kelime “Pek” 🙂

Rastafari dininde vücudun toprağa tek parça girmesi gerektiğine inanıyorlar. Maalesef sadece bu sebepten ötürü Bob Marley çok sevdiği futbolda ayağından yaralanıp, ayağı kangren olunca doktorlar kesmek gerektiğini söylemelerine rağmen, inancına ters düştüğünden kabul etmeyerek yaşamına devam ediyor ve çok kısa bir zaman sonra 35 yaşında hayata gözlerini yumuyor. Ne kadar yazık !

Rastalar saçlarını taramıyor ve kesmiyorlar. Bu şekilde uzayan saçlar bir süre sonra Dreadlock isminde saç şeklini alıyor. Rastalar bu şekilde Jah’ın (Tanrılarının) uzun tırnaklarıyla bir gün onları yeryüzünden alıp Siyona (Cennetlerine) götüreceğine inanıyorlar.

Anlıyacağınız benim hiç şansım yok ! Tırnakla değil avuçlasa elinden kayıp düşecem 🙂

Bu arada Jamaika’da rengim ve kelimle harika bir kontrast yarattım. Buna hatta boy ve adaleli vücudu da ekleyebiliriz. 🙂

“Pek” marihuana denememiş olsak da, çok fazla denediğimiz bir şey var ki, o da “Rum” !… Jamaika dünyanın en büyük ticari Rum üreticisi. Bizler de bu üretimin hakkını vermek için elimizden geleni yaptık ve havuz sefasında bile elimizden Rum Kokteyllerimizi düşürmedik.

Negril’de havuzda hep birlikte keyifle Regae müzik dinleyerek tattığımız kokteyllerin tadı, hala damaklarımızda ve hafızalarımızda… 🙂

Jamaika’yı tavsiye edermiyim ? Yakınlarındaysanız gidin, harika plajlarına ve tatil köylerinde keyif çatın. Ama Negril’den çıkmayın ve sakın Kingston’a uğramayın !…

Peki biz neler yaptık ?

Dünyanın en güzel ritmi,

onun; senin için çarpan kalbidir.

Bob Marley

Leave a comment