Montenegro – Karadağ

Adriyatiğin henüz tam keşfedilmemiş incisi…

Yeşil ve Mavinin mükemmel birlikteliği.

Keyifli bir Bayram Tatili…

Bayram kalabalığını yaşamamak için sevgili Alaçatımızı bırakarak, keşfedilmemiş adriyatik cenneti Karadağ’a gitmeye karar verdik.

Bu sevimli ülke, vize sorunu olmadan 1,30 saatlik bir uçuşla ulaşabildiğiniz ve 3-4 günlük keyifli bir destinasyon. Başkent Padgorica’ya indikten sonra otomobilimizi kiralıyor ve rotamızı adriyatik kıyısında yer alan Budva’ya çeviriyoruz.

Monte Negro, 620,000 Kişinin yaşadığı çok küçük bir ülke olması sebebi ile kuzeyde yer alan başkentden güney kıyılarına varmamız sadece 1,30 saatlik bir mesafe. Bu yolculukta oldukça keyifli, zira yol üzerinde Ulusal Park olan “Skodar Lake” den geçiyorsunuz. üzerinde yer alan binlerce nilüfer çiçeği gerçekten büyüleyici güzellikte.

Hatta öyleki, uzaktan bakınca sanki gölün bir kısmı çim kaplı gibi bir his uyandırıyor. Yol boyunca çeşitli dağlardan geçiliyor. Fakat dağlar o kadar yeşil ve güzel ki, neden Kara Dağ demişler anlamak zor. Biz buranın adının “Monte Verto” olması gerektiğine karar verdik. 🙂

Dağlar bitip, masmavi Adriyatik denizine ulaşınca Karadağ’In harika Rivierasına ulaşmış oluyorsunuz.

Burada sizi ilk karşılayan şehir Sveti Stefan

Orta çağdan kalma ve karaya bağlantısı olan bu küçük yarım ada içinde 50 adet taş ev mevcut. Aman Hotel bu evlerin hepsini satın alarak ama orijinal halini hiç bozmadan bu adayı cennet bir beş yıldızlı Hotel haline getirmiş. Gecesi yaklaşık 1250 – 1500 Euro !… Kalmayı tercih etmeyebilirsiniz ama bir akşam muhakkak Restaurant’a gidip yemek yemenizi ve bu oteli görmenizi tavsiye ederim.

Otelin iki Restaurant’ı var. Gün batımını görebildiğiniz ana restorana maalesef saat 20:00 sonrasına rezervasyon yapılmıyor. Ama size tavsiyem, diğer Village Restaurant’a rezervasyon yapıp, erken giderek ana Restaurant’da gün batımı seyrederek bir içki almanız. Zira Sveti Stefan’dan Budva üzerinde gün batımı gerçekten büyüleyici.

Budva, Sveti Stefandan sadece 20 dakika mesafede ve güzel bir riviera yolundan gidiyorsunuz.  Burası Karadağ’ın Bodrumu. Gece klüpleri, barları ve sahil boyunca eğlence alanları ile tüm gece yaşayan bir yer.

Bu yaşam, yüksek müzik sesi ile neredeyse sabaha kadar devam ettiği için, uyku açısından olumlu bir şey mi ? olumsuz mu ? Bilemedim. Zira biz ilk gece dahi nefis deniz manzaralı odamızda kalamayarak, gürültüden kurtulmak için şehir manzaralı bir odaya geçtik. Oysa marinası, “Medieval Village” ve harika deniz manzarası ile Budva çok güzel.

Plajlar, hem özel, hem de halka açık şekilde yan yana. Halka açık alanda da şemsiye, değişim kabini ve duş var. Tek fark şezlong verilmiyor. Özeller ise, çifti 5 Euro gibi gayet uygun fiyata size şezlong veriyor. Benim en hoşuma giden ise, bizdeki gibi ön şezlonglar sadece VIP yani bahşişi iyi verenlere göre ayrılmamış. Monte Negro sahillerinde öndeki iki sıra şezlong 5 değil 10 Euro ama bunlar daha geniş şezlonglar ve şemsiyeleri de daha büyük ve havlu veriyorlar. Yani Avrupa da her daim bir sistem var ve paranın hakkını sunuyorlar.

Budva’da kalmanın en güzel yanı Riviera’nın tam ortasında olması ve bir gün  Sveti Stefan’a, diğer gün ise Kotor ve Herceg Novi’ye gitme imkanı bulmanız.

Kotor; Unesco tarafından “World Heritage” olarak kabul edilmiş bir şehir. Orta çağdan kalan ve dik yamaçlarda insanı hayrete düşüren şehir surları ile kaplı köyü, gerçekten muhteşem bir dünya mirası. Burada rahatlıkla bir gün geçirebilinir ve orta çağdan kalma kentte tarihi kiliselerini ve deniz müzesini gezebilir, çok keyifli kahvelerinde dinlenebilirsiniz. Yıl genelinde Kotor’da çeşitli festivaller yapılıyormuş. Birine katılmayı bu güzel şehri bir de festival zamanı yaşamayı gerçekten çok isterdim.

Kotor ile Herceg Novi yolu gerçekten adriyatik denizinin  en güzel fiyord’larından biri. Dantel gibi kıvrılan muhteşem kıyılar, yemyeşil dağlar ve masmavi deniz üzerinde ufak adalar ve bu adalarda yer alan küçük kiliseleri ile unutulmaz güzel bir yolculuk sunuyor.

Bu yol aynı zamanda Motor tutkunlarının olmazsa olmaz rotalarından biriymiş.  Özellikle yol üzerinde yer alan suni iki ada üzerinde “Lady of The Rocks” kilisesi ve hemen yanındaki Müzesi Kotor koyunda harika bir görünüm sunmakta. Kıyıdan kalkan motorlar ile bu kiliseyi ziyaret etmek mümkün olsa da, bence en keyiflisi kıyıda, bir birinden keyifli café Restaurant’larda güzel bir yemek yiyerek karşıdan seyretmek.

Herceg Novi; Monte Negro’nun en kuzey sahil köşesinde yer almakta. Açıkçası Sveti Stefan ve Kotor kadar keyifli olmasa da, Dubrovnik’in hemen yanında olması sebebi ile; Hem Hırvartistan, hem de Karadağ’ı gezmek isteyenler için güzel bir imkan sunmakta.

Doğası muhteşem Karadağ’da Mimari için maalesef aynı güzellemeyi yapamayacağım. İtalya’nın Amalfi kıyılarını gezerken gördüğünüz, begonviller ile kaplı pastel boyalı güzel evler gibi bir mimari sakın beklemeyin. Üzerlerinde çirkin havalandırma ve güneş enerjisi ekipmanları ile, adeta sanki bizim laz müteahhitler yapmış gibi çirkin yapılar yer almakta.

Maalesef Karadağ için, bir diğer  negatif eleştirim ise, yerel halk ve gelen turistler ile ilgili. Yıllar boyunca Yugoslavya ve  doğu bloğunun etkisinde kalmasından dolayı, gerek ortam, gerek yerel halk oldukça demode ve estetikten uzak bir görüntü sunmakta. Hatta, plajlarda göbekli Rusları eski tarz speedo mayolar ile görmek ve bu görüntünün üç, dört gün boyunca her yerde  karşınıza çıkması maalesef pek keyifli olmuyor, hatta mide bulantısına bile sebep verebiliyor ! 🙂 Bayanlarda ise, gerek giyiniş, gerek makyaj yapışlarından size sanki bir ara Laleli’de geziyormuşsunuz hissi yaratıyor. 🙂

Araba kiralayarak 3-4 gün Monte Negro’yu yaşamak güzel olsa da, benim tavsiyem bu kıyıları bir tekne kiralayarak gezmek, deniz mahsüllerinin ve özellikle kabuklularının çok lezzetli ve ucuz olduğu restoranlarda  karaya çıkmak ve mümkün mertebe ahali ile iç içe yaşamamak olacaktır. 🙂

Nice güzel rotalara, keşiflere ve güzel tatillere….

Mutluluk gidilen yolun üzerindedir, 

yolun sonunda değil.

Epiktetos

Leave a comment