New York

Ruhu olan şehir…  New York

Her ayrılışta tekrar gelmek istediğim nadir şehirlerden. 

İstanbul’un kalabalığından, trafiğinden ve sürekli bir koşuşturma içinde olmaktan şikayetçi olmama rağmen, nasıl oluyorda aynı karmaşa içerisindeki bu şehri bu kadar çok seviyorum !. Belki de kozmopolit bir şehir hayatına olan alışkanlığımızdan, bu kaotik ortam beni çekiyor !

Fakat ne olursa olsun, bu şehrin kendine özgü bir ruhu var ve ben kaç defa ziyaret etmiş olsam da buraya her ziyaretimde büyük heyecan duyuyor, keyif alıyor ve ayrılırken bir daha gelmek için acilen program yapıyorum.

NY’da gezilecek turistik yerleri çoğunuz biliyorsunuzdur ve her şehrin ilk ziyaretinde olduğu gibi bu yerler gezilmiş ve ziyaret edilmiştir. Benim size anlatacaklarım ise tamamen bana keyif veren yerler ve daha çok güzel yemek üzerine tavsiyeler olacaktır.

Yaz kış, sıcak veya kar hiç farketmez, bence NY’un en keyifli yeri Central Park. Her köşede ayrı bir müzisyenin veya bir animatörün olduğu ve bu kaotik şehir hayatında size cennet gibi bir huzur veren Central Park.  Park çıkışı ise “Fifth Avenue” ye girerek muhteşem gökdelenlerin altındaki bir birinden ünlü markalardan oluşan alış veriş çılgınlığına kapılmak. İşin en güzel yanı ise, elinizde torba torba otele dönerken aklınızda kalan ne kadar para harcadığınız değil, Amerikalıların muhteşem marketing hüneri ile, indirimlerden dolayı ne kadar kazandığınızı düşünmeniz ve hesaplamanız ! 🙂

Tabii esas alış veriş çılgınlığı, şehir merkezinden yaklaşık 1 saat uzaklıkta olan ünlü Outlet Merkezi Woodbury Common. Time Square’den sürekli otobüs seferleri olmakla birlikte, her otelin Concierge’inden woodbury transferi alabilirsiniz. 40 USD. Sabah erken saatte gitmeniz gerekiyor. Zira akşam 5 gibi dönüş saati var ve size 7-8 saat kesinlikle yetmiyor. yemek bile yemeden oradan oraya koşturuyorsunuz ve sonunda da Samsonite’a uğrayıp bavul alıp öyle dönüyorsunuz. Ve tabii ki, dönüş yolunda tek hesapladığınız ne kadar çok tasarruf yaptığınız 🙂

Sanat

İrili ufaklı Müzelerin bu kadar keyifli olduğu nadir şehirlerden.

Tabii ki The Metropolitan Museum of Art namı diğer The Met. Her seferinde olmazsa olmaz ziyaretlerden. Ayrıca, sanatla ilgili birinin New York’ta es geçmesi imkansız iki modern sanat tapınağı MoMA ve Guggenheim Museum da kesinlikle tavsiye listemin başında geliyor. Bir de çok ufak bir Müze olan Neue Gallery. Buranın güzel yanı hemen Central Park yakınında ve çok hoş bir Café’si olması.

Son yıllarda Broadway oyunları bana çok ticari ve yavan geldiğinden, bu sene tercihimizi Carnegie Hall’da bir operadan yana kullandık. Kabul ediyorum biraz zorlamaydı ve başlarda bayılıyordum ama devamı keyifliydi ve ne olursa olsun, saat 19:00 da başlayan keyifli bir sanat aktivitesi çok güzel bir NY gecesi başlangıcı oluyor.

NY denince tabii ki en keyifli şeylerden biri her biri birbirinden güzel ve keyifli Restaurantlar… Ve bir başka güzel yanı da, İstanbul gibi olmayıp her zaman paranızın karşılığını almanız.

Size önerebileceğim yerler ;

Kahvaltı için farklı bir seçenek düşünüyorsanız kesinlikle Balthazar. (Fransız) Bir de yaz mevsimindeyseniz The Hudson Hotel bahçe. Dışarıdan tam bir hapishane duvarını andıran bu modern Hotel’in ikinci katta harika bir bahçesi ve kahvaltısı var.

Öğle yemekleri için önerilerim ;

Pastis Meatpacking,

Dickson’s at Chelsea Market – Hot Dog

Lobster Place at Chelsea Market – Istakoz ama casual restaurant

Birreria, Eataly’nin çatı katında- Geç bir öğle yemeği ve bir ile atıştırma

Spotted Pig Hamburgeri ünlü

Rubirosa – İtalyan pizza

Rana – Chelsea Market – İtalyan

Basta Pasta – Japanese Italian !… Çok farklı kesin tavsiye ederim.

Felix – Bence en güzel Soho’da geçecek bir akşam için harika bir Happy Hour mekanı.

Fakat benim favorim kesinlikle Fig & Olive – 5th Avenue.

Gayet sade ve modern bir dekor ama muhteşem bir et mönü. Güzel bir şarap ile öğlen alış veriş arası harika bir seçim…

Akşam yemekleri için ise ;

Balthazar -French. Harika etler ve muhteşem şaraplar. Çok eski bir restoran

Buddakhan – Asian. Çok güzel bir ortam ve gece geç saatlerde Club

Lavo – Las Vegas’daki ünlü TAO gece klubünün yaratıcılarının başka bir klubü. Çok başarılı

Mr. Chow – Chinese. Çok bir özelliği olmamakla birlikte ünlülerin yeri ve çok pahalı, en az 2 ay öncesinden de rezervasyon yapmanız lazım.

Cipriani Down Town – Klasik ama keyifli.

Bu sene keşfettiğim ve büyük keyif aldığım Restaurant ise Mercer kitchen Bulana kadar zorlandık ve hatta az kalsın vaz geçiyorduk ama uğraşmamıza değdi. Çok keyifli bir ambiyans ve super yemekler…

Restaurant rezervasyonlarını önceden yapmanız NY için zaten olmazsa olmaz bir konu. hatta ne kadar önce yapsanız o kadar iyi.

Hotel

Yer bulma zorluğu, fiyatların pahalılığı gibi konuların hepsinden daha beteri odaların küçüklüğü !…

Bu yıl The Hudson’da kaldık. Sizlere yukarıda kahvaltı için önerdiğim bu Hotel çok modern ve çok keyifli. Odaların dekoru da harika ama nasıl sığabildiğimizi hala hayretle karşılıyorum. Kısa zaman için gidiyor ve fazla bagajınız yok ise OK.

NY’a gittiğinizde, tavsiyelerimden yararlanır ve memnun kalırsanız, sizden tek istediğim benim için caddeye 1 cent atmanız ! Ki en kısa zamanda tekrar orada olayım… 🙂 Dostluğumuza da bir kadeh Şarap da kaldırırsanız, hiç fena olmaz….

Keyifli NY gezmeleri…

I want to wake up in a city

that doesn’t sleep !…

Frank Sinatra

Leave a comment